İçeriğe geç →

Aylar: Ağustos 2006

KÜÇÜK İNSANLAR İÇİN BİR BÜYÜK KONSERLER MERKEZİ (bkm) ORGANİZASYONUNUN NEDEN OLDUĞU DUYGUSAL VE FİZİKSEL TAHRİBATLAR ÜZERİNE BİR İNCELEME

Arena: In an arena audience members are seated in tiers on three sides of the stage in a configuration that resembles a horseshoe………. (seslizsözlük) TR : Bir arenada izleyiciler sahnenin üç tarafını çevreleyen at nalı biçimindeki bir düzende gösteriyi sıralı biçimde oturarak izlerler….

Yaa kısa yazı okumayı tercih edenler başlamasın bile – keza ben kısa yazamıyorum. Başkaları okusun diye de bu yaşımdan sonra yazdıklarımı sınırlamak niyetinde değilim. Çünkü sanat sanat içindir. 🙂 var mı itirazı olan. Tartışırız 🙂 Lise edebiyat derslerinden doğru deneyimli olduğum bir tartışma konusudur….

KÜÇÜK İNSANLAR İÇİN BİR BÜYÜK KONSERLER MERKEZİ (bkm) ORGANİZASYONUNUN NEDEN OLDUĞU DUYGUSAL VE FİZİKSEL TAHRİBATLAR ÜZERİNE BİR İNCELEME

Çok heyecanlıydım. 2001 yılında Depeche’in unutulmaz Abdi İpekçi konserinde ön sıralarda yer almış son derece şanslı ve bilinçli bir dinleyici ne kadar olabilirse o kadar. Depeche Mode dünyanın en iyi sahne performansına sahip olan müzik gruplarından bir tanesi. (Gözlemle sabittir) Depeche Mode’u bir sabit olarak ele aldığım için ancak bir değişken vasıtasıyla açıklayabileceğim şans faktörünün 2001’deki konserde ön sıralarda yer almak olduğunu düşünmüştüm. Bu nedenle de – şans faktörünü kontrol edilebilir bir yamacımda muhafaza etmek maksadıyla geçtiğimiz hafta Kuruçeşme Arena’da gerçekleşen konserde yine ön sıralarda yer almayı tercih ettim. Ancak sonuçta şunu bildirmeliyim ki ŞANS salt kişinin performansı ile alakalı bir durum değilmiş ve kontrol edilemezmiş. Gerçekten de masallarda anlatıldığı üzere – ŞANS doğru zamanda ve doğru yerde bulunmakmış ve salt bir bilete 95 YTL ödemek ve ön sıralarda yer almak doğru zamanda doğru yerde olmak için yeterli değilmiş. Depeche Mode konseri esnasında orada bulunmam her ne kadar zamanı doğru kılıyorsa da – aynı sularda Kuruçeşme Arena’da da bulunuyor olmam “doğru yer” kavramıyla tezat oluşturduğu için başlı başına bir şanssızlıkmış.

Biletix’den hazzetmem. Daha önceki Biletix aktivitelerinde yaşadığım olumsuzluklara karşı Biletix’in takındığı vurdumduymaz tavır bunun temel nedenidir. Neden hizmet kalitesinden memnun olmadığım bir firmadan bilet almak zorunda olmak – neden? Bu ülkede haksız rekabet yaptığından şüphe edilen firmalara milyonlarca lira ceza kesen bir rekabet kurumu var da neden bana sevdiklerimle – sevdiğim müzikle aramda mezar taşı gibi duran bir kuruluştan bilet alma zorunluluğu var? Yemin etmiştim. Biletix’den bilet almayacam diye. Ama ne zaman ki duydum Depeche yine geliyormuş ve Biletix Depeche biletlerinin tek yetkili satıcısıymış – “heeeayt yeminimi bozuyorum leaaaayn” nidalarıyla gişelerdeki kişilere başvurdum.

Biletimi almakla kalmadım – aynı biletle konsere gitme yüzsüzlüğünü de gösterdim. Depeche için kendimi bu kadar aşağılamayı dahi göze almıştım. Ne de olsa kanıma – dimağıma beni ben yapan hücrelerimdeki bilincime işlemişti 2001 yılındaki konser. Ben bir Depeche bağımlısıydım artık.

En sevdiğim konserler:
1. Depeche Mode 2001 Abdi İpekçi
açık ara
2. Massive Attack 2003 Park Orman
3. Sneaker Pimps 2003 Park Orman
4. James Brown 1996(95?) Harbiye Açıkhava
…….vs vs

Konser alanından içeri girer girmez – bir bağımlı ne kadar kararlı adımlarla yürüyebilirse işte o adımlarla ve “yaaa ne olacak bak burası deniz kenarı püfür püfür burdan da izleriz” biçiminde talihsiz beyanlar açıklayan kız arkadaşımın telkinlerine rağmen ön sıralara doğru kat ettim.

Ön sıralara doğru yaptığımız yolculuk oldukça engebeli bir arazide cereyan ettiğinden dolayı olsa gerek kendimi bir hayli yorgun hissediyordum. Sanki İstanbul Belediyesi ekipleri Pre-Habitat tarzı bir yaklaşımla tüm alanı taramış gibiydiler. Enteresan kot farklılıkları tüm alanı anlaşılmaz mide bulantılı bir coğrafyaya bürümüştü. Bir yerde yüksek bir yerde alçak ve çukurlarla donatılmış – mütemadi bir inşaat sahasında duran – mühendislikten zerre anlamayan bir ekonomist gibi hissediyordum kendimi. Yine de “herşey çok güzel olacak” biçimindeki içsel söylemlerle ve “beni Türk mühendislerine emanet ediniz” biçimdeki asılsız astarsız gevelemelerle kendimi oyalıyordum.

Bünyedeki ilk huzursuzluk belirtileri ön gruplar sahnede arzı endam eylediklerinde husula geldi. Ya! – en önlerdeydim neredeyse de niye ön grupların gül yüzlerini göremiyordum? Yine de çok aldırmadım. Aldırmadım evet… Zira Depeche büyük gruptu. Kıyas kabul etmezdi. Onlar uzun boyluydu. Ön gruplardan çok daha uzun olmalıydılar. Onlar sahneye çıktıklarında herşey evren matematiğinin ve genel mühendislik kabüllenişlerinin ötesinde bir soyut gerçeklikte asılı kalacaktı. Ayaklarımız yerden yükselecekti falan filan… Tipik bir aşık aldanışındaydım. Şimdi düşünüyorum da… Saçma 🙂

Tüm göz karartan aşkıma rağmen acebalanan bir huzursuzluk içimi yiyip bitirmekteydi. Depeche sahneye çıkmazdan önce Yunanistan’dan çıkagelmiş ve çıkagelişlerinin kontrolsüz hareketliliği ile merhabasız (kalisperasız) ve frensiz önümüzde durmuş bir kitle ile kavga etmiş – 1.95 boyunda olmanın ötesinde hiçbir suçu olmayan günahsız bir vatandaşımı ise salt boyunun uzunluğundan ötürü öldürmek ister hale gelmiştim. Beynimde şu cümle yana yakına dönüp duruyor ve benliğimi yiyip bitiriyordu. Aaaah ben bu konsere bu herifin tişörtünün arkasındaki yazıyı okumak için mi bu kadar para verdim? (Los Angeles Yacht Club)

Depeche sahneye çıktığında varsayımlarım ve güzel anılarım da onlarla beraber çıktı. Martin yine melek kanatlarını takmıştır… Dave’in üzerinde birazdan fırlatıp atacağı takımı vardır ve üzerinden daha şimdiden sular sel olup akmaktadır… Ne yazık ki bu varsayımların gerçekliğini doğrulama ve doğrulamaya teşebbüs etme şansını o gece yakalayamadım. Konserden önce bir bayan gelip az sonra yaşanacak konserin dvd’sini arzu edip etmediğimi sormuştu. Bu soruya hiç ehemniyet göstermemiştim. Meğer ki göstermek gerekirmiş çünkü varsayımlarımın doğruluğunu test edebilmemin tek yolu bu dvd’yi izlemek suretiyleymiş.

İlk baştaki arena! tanımına geri dönecek olursak… Orada bir izleyici sıfatıyla bulunmam gerekmekteydi. Oysa ki ben kendimi oldukça interaktif biçimde bir gladyatör gibi hissetmekteydim. Anlamsız kot farklılıklarından dolayı – yalnızca kendimden uzun olan rakiplerimi değil aynı zamanda benden kısa olan diğerlerini de öldürmek biçimindeki bir istekle yanıp tutuştum ilk şarkılar süresince. Kız arkadaşım sürekli hiçbirşey göremediğinden şikayetçiydi. Ağzımın kenarına dolanan inkarlara ve Depeche’in ne kadar muhteşem bir grup olduğu biçimindeki kendini tekrar etmekten yorgun düşen beyanlarıma rağmen bir süre sonra fark ettim ki… Aramızdaki beni bir hayli avantajlı kılan boy farkına rağmen ben de hiçbirşey görememekteydim.

Yana geçtik. Sağa geçtik. Sola geçtik. Arkaya geçtik. En arkaya geçtik. Hiçbir yerde HİÇBİRŞEY göremedik. Yine Anton Corbijn mi yapmış – bilmiyorum ama dev ekranlardan izlediğimiz video show estetik açıdan mükemmel olmakla birlikte hiçbir şekilde aydınlatıcı değildi. Benim istediğim o anda görmekti! Görmek! Depeche’in o gece Kuruçeşme Arena’da olduğunu kanıtlamak istiyordum. Ama ne bir bütün olarak konser ne de konseri geçtim – video show bir özet olarak bu kanıtı sağlayamadı.

Tek kanıtlayabildiğim şu oldu: Ben o gece Kuruçeşme Arena’daydım. Depeche Mode’u bilmiyorum ama ben oradaydım…. Çünkü biletim vardı… Çünkü rakip gladyatörlerden biri kaval kemiğime çok pis bir tekme atmıştı ki aradan geçen zamana rağmen bile hala canım yanıyor…

Sonra konser bitti. Hiçbirşey görmeden – çukurlu bir karanlıkta el yordamıyla. Onbinlerce insan Türk Tipi bir organizasyon sonrasındaki canhıraş bir akışta denize doğru döküldüler konserden önce hal ve hatırlarını sorduğum Yunanlılar misali. En ufak bir izdihamda bu insanların hepsi ölebilirdi. O derece berbat ve güvensiz bir çıkış. Üstelik de bu kadar büyük bir kalabalık ve neredeyse hiçbiri hiçbirşey görmemişti.

Lütfen ya! Bu alanda konser verilemez – verilmemeli! Hiçbirşey için ve bir ton sinir bozukluğu karşılığında verdiğim parayı boşverin… O gece evde olmalı ve Depeche konserine gidemediğim için hayıflanmalıydım. Sanırım en doğrusu bu olurdu. Hayallerimi ve beklentilerimi yerle bir etmek yerine bu seçeneği tercih ederdim. Kınıyorum. Muhtemelen parasal ağırlıklı nedenler dolayısı ile bu alanda konser vermekte ısrar eden BKM yi ve Biletix’i (ne alakası varsa :))) kınıyorum…

Sızlayan kaval kemiğim ve ben – eve döndük ve Depeche’in 2001 yılındaki Exciter turnelerinin Paris ayağını DVD’den izleyerek iki duble rakı içtik. Giderek geçmişe bağlanıyor ve yaşlanıyordum. Belki de gerçekten de en iyi – zirvedeki günlerimiz geride kalmıştı ve bundan sonra bize düşen rakı içmek ve hatırlamaktı. Bilmiyorum…

Yorumlar kapalı