İçeriğe geç →

Aylar: Mart 2010

yarım kaldım ve bitmiyor

seni iki hafta önce rüyamda gördüm. ondan sonra da gördüm, ondan önce de. aylardır rüyamda gördüğüm birtek sensin zaten. ama sana sadece bu bir tek rüyayı anlatacağım.

uzağa bir yere, ankaraya gidecektim tek başıma. sana kızgındım. arkamdan koştun ve bana yetiştin. benle geleceğini söyledin. beni otobüs duraklarına götüreceğini söyledin. elimden tuttun. elinde, senle birlikte hemen ardından yürüdüm. saçların burnumun dibindeydi. ama ışıldamıyorlardı alışık olduğum gibi, havada garip birşey, puslu bir nem vardı.

otobüs duraklarına gitmedik. ana caddeden ayrıldık ve daracık ara sokaklardan, havada asılı duran damlacıkları aralayarak bir tepeye çıktık. her zaman olduğu gibi, kötü birşey olacağını, benle ankaraya gelmeyeceğini anladım. ama her zaman olduğu gibi seni takip etmeye de devam ettim. büyünün etkisi rüyamda da vardı. aşağıda bir yerlerde suları sürüklenen istanbul boğazını görebiliyordum. peşinden yürüyordum.

hiçkimselerin olmadığı, tek bir çam ağacı ile süslü, artık yağmurun inceden indiği o tepeye varınca bana döndün ve gözlerimin içine bakıp şunları söyledin: “sezen de burada, bachelorette de… burada herşey sonsuz. o yüzden sakın üzülme”

içimde ağlama isteği olmadan uyandım bu kez. sezen, sezen aksuydu, bachelorette bjork’un şarkısı. kelimelerdeki bu müzik, ilk defa mezar taşları gibi geldi bana. veya ilkokuldaki sınıfımın duvarına asılı, mevsimleri gösteren renkli kartonlar gibi. geçmiş, bitmiş, sınırları kırmızı kalemlerle çizilmiş kapalı döngüler. vaktiyle sevilenlerle özdeşleşmiş, ve sevilenler gibi unutulmuş, hükümsüz müzikler. ama yine de bir döngü, hayatın, mevsimlerin, yaşam ve ölümün döngüsü.

bana, ben de sadece bir parçasıyım bu döngünün, bu akıp giden ve gidecek olan müzikte, hatırladığında duygulanacağın birkaç şarkıdan ibaret olacağım dermişsin gibi geldi. hiçbir zaman üzülmemi istemeyen iyi niyetini, aylardır seni görmemiş olsam da, melek gibi benle konuştuğun bu rüyada, uzun zaman sonra bir daha sezdim.

sonra bir arkadaşıma anlattım rüyamı. bana bachelorette in o hiç bilmediğim sözlerini verdi:

I’m a fountain of blood
In the shape of a girl
You’re the bird on the brim
Hypnotised by the Whirl

Drink me, make me feel real
Wet your beak in the stream
Game we’re playing is life
Love is a two way dream

Leave me now, return tonight
Tide will show you sweet bliss
If you forget my name
You will go astray
Like a killer whale
Trapped in a bay

I’m a path of cinders
Burning under your feet
You’re the one who walks me
I’m your one way street

I’m a whisper in water
Secret for you to hear
You are the one who grows distant
When I beckon you near

Leave me now, return tonight
The tide will show you the way
If you forget my name
You will go astray
Like a killer whale
Trapped in a bay

I’m a tree that grows hearts
One for each that you take
You’re the intruders hand
I’m the branch that you break
Hum-yeah!

Love is a two way dream. Tam da dediğin gibi, sonsuz, ve rüyada. Ve bu sözler bir rahatlama değil; Şarkının sözleri lanetimi anlatıyor. Bu lanete senden ayrılınca değil, seni tanıdığımda yakalandığımı hissediyorum. Seni tanıdığımda, senle birlikte hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağını hissetmiştim. Çayın ve kahvenin tadının aynı olmayacağını, günlerin bu kadar kısa veya uzun olmayacağını, çiçeklerin asla bu kadar renkli ve kokulu olmayacağını ve hiçbir zaman da olmadıklarını anlamıştım. ben şimdi biliyorum ki, senin büyünün altında kısacık bir hayat yaşadım. bu sözlerdeki gibi, sen benim tek yönlü yolumsun.

aylar oldu. değişen hiçbirşey olmadı. nereye baksam, nereye gitsem ne düşünsem ortasındasın. hayatımın ortasında yarım kaldım ve gitmek istediğim hiçbiryer, hiçbir yön yok. içinde seni görmediğim hiçbir çerçeve yok. içimden biliyorum ki, bu geçmeyecek. bu defa değil. çünkü ben inancımı kaybedecek kadar uzun ve çok şey yaşadım. yeniden inanç kazanmaya dair bile, bir kırıntı kadar bile inancım yok. bir ikinci mucize beklemeyecek kadar da mantıklıyım. hayatın zehiri içimde dört dolanıyor.

hayvanat bahçesine gitmek ve oradaki hayvanların o boş, karanlık ve masum gözbebeklerinin ta içine bakmak, o karanlığa akıp gitmek istiyorum. seni bir olasılık, sadece o gözlerde bulamayacağımı umut ediyorum.

g.

i have a photograph that captures her smile
but i dont have the tape of her laugh

theory of ghosts – piano magic

Yorum Bırak