İçeriğe geç →

Aylar: Aralık 2014

DD. Güzel kızım. Ne zaman bize dönüşeceksin?

Bir bebeği izlemek müthiş bir şey. Vaktiyle kaybedilmiş inançların geri kazanımı olası. İnsanlıktan, insanlardan tiksinen 40 yaşındaki birine diyorsun ki mesela, “hadi sen şimdi yine ilkokula başla”. Davranıyor o da bir an boş bulunup, hani yapmaz da, sanki tekrardan, sıfırdan oluşturmaya heveslenir gibi tüm düşüncelerini, inançlarını, yargılarını. Benliğini. Belli belirsiz düşünüyor, bir his geliyor yerleşiyor alttan alttan, “bir yerde, bir zamanda birileri bir şeyi yanlış yapmış” diyor bu his. Birileri bir yerde bir yanlış yapmış ki sokaktaki, işteki, okuldaki, televizyondaki bu kahrolası insan kalabalığı kahrolası olmuş. Yoksa belki de olmazmış… Olmamalıymış.

DD’ye bakıyorum. Bir insan yavrusu. Ama bir insan değil. DD şu anda dünyanın diğer canlılarından, o canlıların yavrularından farksız. Egosu yok. Kompleksleri yok. Hırsları yok. Dünyayı, bir dünyalı gibi, yerlisi gibi, olduğu gibi algılıyor, hiç bir şeyden korkmuyor. Dünya ile arasında yapay algı katmanları yok. Neşeli olduğunda bunu belli ediyor. Nedensiz gülmeleri var. Özgürce gülüyor. Kim ne der diye düşünmeden. Canı sıkıldığında basıyor yaygarayı. Giyinmekten hoşlanmıyor. Çıplak tenine fazlalık istemiyor. Giydirilirken elinin kolunun kendi istemi dışında alıkonulmasından hiç hoşlanmıyor. Pek üşümüyor da aslında. Ama bazen sıcaklıyor üstündeki fazlalıklardan dolayı. DD neyse o. DD’yi görebilirsiniz. Onu görebilmek için ona bakmak yeterli. Henüz bir insan değil. Olamaz da zaten, çünkü ben hiç mutlu bir insan görmedim.

Büyümesini endişeyle izliyorum. Her gün biraz daha büyümüş buluyorum onu akşamları eve döndüğümde. Her gün biraz daha farklı, biraz daha dikkatli bakıyor. Biraz daha uzun gülüyor. Gözlerimin içine bakıyor. Çok da bakamıyor, utanıyor, başka yerlere bakıyor, sonra tekrar bana. Onu güldürmemi bekliyor her bakışında. Beklentileri oluşuyor. Bir gün olacak o bir şey endişelendiriyor beni. Onu bize dönüştürecek olan o “bir şey”.

Ne zaman dönüşecek? Şu anda sahip olduğu dünyayı, dünyalılığı, özgürlüğünü, perdesizliği, mutluluğu ne zaman kaybedecek?

Başka bir bebek onun oyuncağını elinden aldığında mı?

Yoksa o başka bir bebeğin oyuncağını elinden almak istediğinde mi?

Kreşte bir oğlan çocuğu ona “bıyıkların var, seninle evlenmem” dediğinde mi?

İlkokulda bir öğretmen “türkün türkten başka dostu yoktur” dersini işlese?

Sırpsındığı savaşının tarihini öğrense ve sınavda sırpsındığı savaşının tarihinden sorumlu olsa?

Babası bir akşam televizyondaki adama ana avrat küfür etse?

Sokakta bir adam bir kadına ayıp bir laf söylese arkasından?

“Allah her yerdedir, Allah her şeyi görür” dese biri?

Dilenciye pis dese. Sokak köpeğini tekmelese. Ön sıradaki kızın kırmızı çizmesini kıskansa. Bir an önce okula gidip yeni kırmızı çizmelerini göstermek istediği için bu sabah hasta numarası yapmasa. Herkesin alay ettiği, uzak durduğu ve aralarına almadığı çilli ve şişman kız onunla konuşmak için yanına yaklaşsa, diğer herkes onlara bakarken.

Ne zaman bize dönüşeceksin DD?

*

Maleficent filmini izliyordum, hani şu Angelina Jolie’nin oynadığı, block buster. Uyuyan Güzel masalı yani. Bir fikir devşirmek için bazen çok derine veya uzağa bakmaya gerek yok. Her şey ortada duruyor. Stefan’ın Maleficent’e ihaneti. Maleficent’in Setafın’ın kızını lanetlemesi. Stefan iğnelerden uzak dursun diye yeni doğmuş kızını ormana gönderiyor. Ve kız orada tüm insanlardan ve medeniyetten uzak tek başına büyüyor. Ve sonuçta bir insan olmuyor. Ve Maleficent onu çok seviyor.

Yorumlar kapalı